17 Aralık 2010
06 Aralık 2010
08 Kasım 2010
kitap korkusu
kitap fuarı sonunda dün bitti blogk. ben böyle yorulmak bilmemişim önceden, bundan sonra yorulmak kriterim bu 9 gün olacak. ha şikayet de ediyorum sanma, çok çok güzel, çok keyifli geçti, güzel insanlarla, arkadaşlarımla çalıştım nihayetinde. 9 gün boyunca hep kitap konuştuk, gelene geçene kitap anlattık, bol bol kitap aldık. o kadar çok kitap aldık ki! ve de o kadar çok okudum ki, özellikle de cangençlik kitapları :) daha başka fuarlarda da sırf para çilesinden çalışmış bir insan evladı olarak bu seferkini asla diğerleriyle kıyaslamam mümkün değil. her şeyiyle şahaneydi.
amma velakin, bunlardan öte diyeceklerim var sana, başlığımdan da tahmin edersin.
benim güzel güzel içime çektiğim şu ortamdan çok farklı kitap fuarına gelenlerin, özellikle de 12-18 yaş arası gençlerin deneyimlediği. ben o yaş grubuna dahilken en fazla 3 kere gitmişimdir kitap fuarına, zaten kitapla ilişkim de hiç öyle "geleneksel" ya da senede birlik bir organizasyonu "gerekli" kılacak bir şey olmamıştır (fuara gelenlerin hepsinin ilişkisi böyledir demiyorum, fuarın bir kitapsever için gerekli, elzem bir etkinlik olmadığını anlatmaya çalışıyorum sadece). her neyse, ne yazık ki öğretmeniyle, anası babasıyla fuara gelen, "çocuklarımıza yılda bir kere de olsa ucuzundan kitap alalım da sevinsinler" hissiyatından faydalanacak gençleri o kadar büyük bir sansür bekliyormuş ki..ben bir gençlik kitapları satan yayınevi standında çalıştığımdan bu sansürle o kadar çok karşılaştım ki, fuarın ortasından sonra artık bu sansür içinde çalışmaya, "işlev" görmeye çalışır buldum kendimi. böyle bir şeye hiç inanmadığım halde hem de, sırf belki kendim okuduğum şeyi karşı tarafa anlatır ve "korkulacak" bir şey olmadığına onları ikna eder isem belki siyasete gülünebilir, cinselliğin gençlerin bir parçası olduğunu kabul eden bir joyce carol oates kitabı onların da evlerine girebilir diye. recep tayyip erdoğan'ı ti'ye alan mizah kitaplarını aldığı için öğretmenleri tarafından anası babası aranan, aldığı kitabı ağlamaklı halde "parası önemli değil, başımız yeterince belaya girdi" diye iade eden lise öğrencilerinden tut da, üzerinde seksi yazan kitaba uzandıkları için ellerine vurulan yeni yetmeler..nelerle karşılaştık blogk, tarif edemiyorum. atatürk kültür merkezi standı çalışanları gelip gençleri kışkırtmakla bile suçlayacak oldu standımızı. bunları bir ara ali de yazacak, o yüzden çok ayrıntısına girmiyorum.
teoride şaşırıyor da değilim aslına bakarsan, hepimiz nasıl bir ülkede yaşadığımızı çok iyi biliyoruz sonuçta. ama bu kadar ilk elden deneyimlemek, bir annenin babanın bir roman okuyup çocuğunun eşcinsel, sapık, terörist, ana baba düşmanı olabileceğine, "aklının karışabileceğine", "okuduklarının ona 'ağır' gelebileceğine" bu kadar inandığını birebir görmek çok başka bir şeymiş. çoğu kez kendi okuduğum kitapları anlattım, içinde küfür, cinsellik, şiddet bulunmadığına, "kitap kapağına aldanmamaları" gerektiğine ikna etmeye çalışır buldum kendimi. bu ana babaların bazıları dediklerime aldandı, üstü başı düzgün, orası burası gözükmeyen, akl-ı selim görünen "ablanın" dediklerine inandı bir de. düşünebiliyor musunuz? bu sansürü kırmak bir yandan da bu kadar "kolay" yani. her şeyin altında yatan şekilcilik. kelimelere, yazıya, içeriğe, yazara hiç inanç yok.
teoride şaşırıyor da değilim aslına bakarsan, hepimiz nasıl bir ülkede yaşadığımızı çok iyi biliyoruz sonuçta. ama bu kadar ilk elden deneyimlemek, bir annenin babanın bir roman okuyup çocuğunun eşcinsel, sapık, terörist, ana baba düşmanı olabileceğine, "aklının karışabileceğine", "okuduklarının ona 'ağır' gelebileceğine" bu kadar inandığını birebir görmek çok başka bir şeymiş. çoğu kez kendi okuduğum kitapları anlattım, içinde küfür, cinsellik, şiddet bulunmadığına, "kitap kapağına aldanmamaları" gerektiğine ikna etmeye çalışır buldum kendimi. bu ana babaların bazıları dediklerime aldandı, üstü başı düzgün, orası burası gözükmeyen, akl-ı selim görünen "ablanın" dediklerine inandı bir de. düşünebiliyor musunuz? bu sansürü kırmak bir yandan da bu kadar "kolay" yani. her şeyin altında yatan şekilcilik. kelimelere, yazıya, içeriğe, yazara hiç inanç yok.
fazla uzatmayayım, nitekim bunlar ne ilk, ne son, ne de yeni sıkıntılar. asıl amacım şuydu aslında: çok kitap okumasalar, film izlemeseler de bana, aklıma, kendilerine, büyüttükleri evlada inanan, güvenen, istediğim hiçbir şeye uzanırken elime vurmayan, anlamadıklarını anlamamda sakınca görmeyen anneme babama çok teşekkür ederim. bugün ne olduysam, sizin bu güzelliğiniz sayesindedir. sizi çok seviyorum.
26 Ekim 2010
24 Ekim 2010
Dünya'yı gezmenizle alakalı olarak, en çok Paris 'i sevdiğinizi söylemişsiniz, "Emeklilik projelerimden bir tanesi 35-40 m2'lik bir evde oturup yazmak" demişsiniz.
Onu söylediğimde bekârdım ama, o yalnızlık düşüydü, (gülerek) şimdi metrekareyi biraz büyüttük. Gene emeklilik yıllarımda, kızım da üniversite çağındayken, belki dışarıda okur bilmiyorum, Paris'in kırsalında bir sessizlikte olmayı, eşimle beraber, arkadaşlarımla beraber. Onları da kandırırım, "Orkestra kuramadık bari şu tatil köyünü yapalım" diye. (Gülüyor) Ya ben hep insanları böyle "Hadi lan şunu yapalım, bunu yapalım" gibi faydalı şeylere zorladım ama insanlar o kadar faydalı şeyler üretmek ya da sürekli onun içinde olmak fikrine; ne bileyim yemiyor galiba. Birileri bana "Sigarayı bırakmak lazım" demişti, Murat Belge'nin de bir röportajını okumuştum, sigarayı bırakırken şey demiş "Yeterince içtin mi? Evet. Yeterince yaşadın mı? Hayır!". Dedim, 25 yıldır içiyorum, hem de Gitane içiyorum fosur fosur. Tamam dedim, tak bırakıyorum! Arkadaşlarım "Harika Celal! Biz de bırakacağız!", şu, bu... Şimdi fosur fosur içiyorlar, ben bıraktım 2 senedir, ya bir yalnızlık filan. Yani iyi bir şey yapıyorsun ama her iyi ve faydalı şey, her emek gerektiren şey seni biraz daha yalnızlaştırıyor garip bir şekilde. O, çok enteresan bir şey. Mutsuzluk daha kalabalık, başarısızlık daha kalabalık, saçmalık daha kalabalık gruplarca yaşanıyor. Yani başarı, mutluluk, doğru düzgün düşünmek, çaba göstermek, uğraşmak ve bilmem ne tepelere doğru, bunlar mutlu tepeler, bana öyle öğrettiler, yalnızlaşıyor insan. "Abi çok iyi yaptın ama sigarayı bırakmakla" diyorlar.(Gülüyor) Ya da diyorlar ki "Çok güzel okuyorsun, ben otobüste okuyamıyorum, işte gözüme şey oluyor", "Abi bu kalabalıkta nasıl okuyorsun?". E nerde okuyorsun, dedim yani, mezarda mı? Yani nasıl bahanelerle yaşıyorlar, e i.... okumuyorum de o zaman. Yani kimse klasik müzik dinlemiyor "Ah Celal, sen herhalde çocuğuna Mozart dinletiyorsundur", ulan biz dinliyoruz, o da dinliyor. (Gülerek) Burada şey yapıyorlar farkında değiller, "Çocuğum benim gibi olmasın" diyorlar yani, "Ben K... TV'den geri zekalı bir şeyler dinliyorum ama çocuğuma faydalıymış, zekası gelirmiş" falan...
Bu orta sınıf saçmalığından iğreniyorum yani.(gülüyor) Çok korkunç bir şey var, faydalı şeyleri yapamama ama faydasına inanma geri zekalılığı gibi.
Onu söylediğimde bekârdım ama, o yalnızlık düşüydü, (gülerek) şimdi metrekareyi biraz büyüttük. Gene emeklilik yıllarımda, kızım da üniversite çağındayken, belki dışarıda okur bilmiyorum, Paris'in kırsalında bir sessizlikte olmayı, eşimle beraber, arkadaşlarımla beraber. Onları da kandırırım, "Orkestra kuramadık bari şu tatil köyünü yapalım" diye. (Gülüyor) Ya ben hep insanları böyle "Hadi lan şunu yapalım, bunu yapalım" gibi faydalı şeylere zorladım ama insanlar o kadar faydalı şeyler üretmek ya da sürekli onun içinde olmak fikrine; ne bileyim yemiyor galiba. Birileri bana "Sigarayı bırakmak lazım" demişti, Murat Belge'nin de bir röportajını okumuştum, sigarayı bırakırken şey demiş "Yeterince içtin mi? Evet. Yeterince yaşadın mı? Hayır!". Dedim, 25 yıldır içiyorum, hem de Gitane içiyorum fosur fosur. Tamam dedim, tak bırakıyorum! Arkadaşlarım "Harika Celal! Biz de bırakacağız!", şu, bu... Şimdi fosur fosur içiyorlar, ben bıraktım 2 senedir, ya bir yalnızlık filan. Yani iyi bir şey yapıyorsun ama her iyi ve faydalı şey, her emek gerektiren şey seni biraz daha yalnızlaştırıyor garip bir şekilde. O, çok enteresan bir şey. Mutsuzluk daha kalabalık, başarısızlık daha kalabalık, saçmalık daha kalabalık gruplarca yaşanıyor. Yani başarı, mutluluk, doğru düzgün düşünmek, çaba göstermek, uğraşmak ve bilmem ne tepelere doğru, bunlar mutlu tepeler, bana öyle öğrettiler, yalnızlaşıyor insan. "Abi çok iyi yaptın ama sigarayı bırakmakla" diyorlar.(Gülüyor) Ya da diyorlar ki "Çok güzel okuyorsun, ben otobüste okuyamıyorum, işte gözüme şey oluyor", "Abi bu kalabalıkta nasıl okuyorsun?". E nerde okuyorsun, dedim yani, mezarda mı? Yani nasıl bahanelerle yaşıyorlar, e i.... okumuyorum de o zaman. Yani kimse klasik müzik dinlemiyor "Ah Celal, sen herhalde çocuğuna Mozart dinletiyorsundur", ulan biz dinliyoruz, o da dinliyor. (Gülerek) Burada şey yapıyorlar farkında değiller, "Çocuğum benim gibi olmasın" diyorlar yani, "Ben K... TV'den geri zekalı bir şeyler dinliyorum ama çocuğuma faydalıymış, zekası gelirmiş" falan...
Bu orta sınıf saçmalığından iğreniyorum yani.(gülüyor) Çok korkunç bir şey var, faydalı şeyleri yapamama ama faydasına inanma geri zekalılığı gibi.
- C. K. K.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


