02 Mart 2011

uzak durulması gereken insanların ayırdına varma / arkadaşlık kılavuzu

*öyle "siz"li anlattığıma bakmayın, buraya yazdığım çoğu şey gibi bu da kendime, haşa kimseye tavsiye vermek gibi bir niyetim yok. 


1. İlk izlenim büyütüldüğü kadar önemli bir hadise değildir, nitekim insanlar yeni tanıştıkları insanlara kendilerini oldukları gibi tanıtamayabilirler. Ancak "ilk his" önemlidir. Bir insanın yanında huzursuzsanız, ne kadar zeki, güzel, kültürlü, bilgili olması önemli değildir, boşuna kimse için açıklamalar, bahaneler üretmeyin. 
2. Bir arkadaşın iyi gününüzde nasıl davrandığı kötü gün safsatalarından daha önemlidir. Bir arkadaşın gerçekten arkadaş olduğu, sizin mutluluğunuzu nasıl sindirdiğinde ve sizin mutluluğunuzu size nasıl yansıttığında ortaya çıkar. Nasıl mı? Sizin mutluluğunuzda kusur buluyor, bunu size "şaka" gibi gösterdiği iğnelemelerle ortaya koyuyor; düpedüz sizinle kendini karşılaştırıyor ve üstüne düşen bir "Çok sevindim," i sizden esirgiyorsa o insanın arkadaşlığına emek vermenin pek alemi yoktur. Nitekim o arkadaşlık eninde sonunda bitecektir. 
3. Bir arkadaşın sadece sizinle birlikteyken olan tavırları ile bir ortak arkadaşınız ya da arkadaş grubunuz arasındaki tavırlarında sizi rahatsız eden bir farklılık olmaması gerekir. Mesela, ikili arkadaşlığınızda her şey süt liman oluyor, ama ortaya bir üçüncü ya da dördüncü gelince hırçınlıklar, yine anlamsız laf sokmalar söz konusu oluyorsa, bu düpedüz ortada kıskançlık var demektir. İnsanız nihayetinde kıskançlık olur, ama bu kıskançlık söz konusu arkadaş tarafından kabul edilmiyor, olay yine geyiğe vuruluyor, hatta "ama sen de bıdıdıbıdı yaptın, ne kadar büyütüyorsun," gibi ajitasyonlar oluyorsa, koşarak uzaklaş oradan. Koşarken topukların popoya vurması şiddetle tavsiye edilir. 
4. Bir arkadaşlıktaki en önemli şey iletişimdir. Eğer arkadaşınıza kırıldığınızı, bozulduğunuzu rahatça söyleyemiyor, söylediğinizde ortaya çıkacak gerginlikten, alacağınız tavırdan vs korkuyorsanız, o arkadaşlığın tanımına bir bakmak gerekir. Böyle çekincelerinizin olduğu insanın yakın arkadaşlarınızdan filan olduğunu sanıyorsanız vay halinize. Kendinizi kandırmayın, sonra da arkadaşımı kaybettim filan diye üzülmeyin. Yokmuş zaten o arkadaş. 
5. Herkesle çok iyi arkadaş olmanız gerekmez. Bazı insanlar sizi sevmez, siz de bazı insanları sevmezsiniz. Doğaldır bu. Aynı mekanı, arkadaş grubunu, okulu paylaşmanız arkadaş olmanızı gerektirmez. Ara sıra sohbet edilen, kısıtlı paylaşımların olduğu ilişkiler de güzeldir. Fazlası zorluyorsa, kalsın, olmasa da olur. 
6. Arkadaşın kendini sizin arkadaşlığınız üzerinden nasıl tanımladığı önemlidir. Her ilişkide taraflar birbirine benzer; ama arkadaşınız düpedüz sizin kimliğinizi üzerine giydiyse, sizin gibi konuşur, sizin sevdiklerinizi sever, bir nevi size dönüşürse, o arkadaşlık ne kadar sağlıklı olursa olsun bir noktada mutlaka bir kopukluk olacaktır. Temennim, o kopukluktan sonrasının hayırlı olmasıdır. 
7. Arkadaşlarınızın, tıpkı sizin de olduğu gibi, ex arkadaşları vardır. Nedir mi bu? Şu ya da bu şekilde ilişkisini kestiği, bir zaman kendisi için kıymetli olmuş insanlar. Doğaldır da bu, nitekim insan değişir, arkadaşlık kavramından beklentileri farklılaşır: büyür. Ama arkadaşınız devamlı sorunlarının olduğu başka arkadaşlarından bahsediyor, "bana böyle yaptı," diyor, bir de üstüne üstlük her yaşadığı sıkıntıda kendini kurban başkalarını hatalı buluyorsa, aman diyeyim bir düşünün. Çok iyi olmanın alemi yok, onca insanın -kavgalı ex-arkadaşların yani- mutlaka bir bildiği vardır. Temkinli olun, sıçrayınca insanın üstünden kolay kolay çıkmayabiliyor. 




Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Eminim daha vardır, onlar da birikirse bir part II yaparım ben. 

01 Mart 2011

uyku öncesi

buraya aslında her zamanki kin tutamazlığımdan unutup ya da görmezden gelip tekrarlamayayım diye küçük bir kılavuz koyacaktım ama fikri faaliyete geçirecek vaktim olmadı blogk. şimdi de her zaman kaldığımdan geç bir saate kaldım, gözlerim kapanıyor. yeni template filan koydum ya hani (template koymak), heveslendim galiba. neyse bari bu not o yazıyı yazmam için hatırlatıcı olsun :p -şaka bi yana telefonumdaki hatırlatıcı neredeyse en yakın arkadaşım. neredeyse ama. çünkü hepimiz biliyoruz ki artık en yakın arkadaşım yastığım.- 

26 Şubat 2011

fuck off, mate!

20 Şubat 2011


banu getirdi bunu bi gün, "bakmak istersiniz belki," dediği milyon kitabın içinde. benim de elim ilk ona uzandı tabi ki. şimdi yolda otobüste, metroda okuyorum. elim yine listelere kayıyor, yakup kadri, mehmet rauf filan okuyasım geliyor. "dur," diyorum, "ben şu bahsettiklerini bi okuyayım sırayla, sonra tekrar okuyayım bu yazıyı. öyle daha güzel olur." sonra da kendimi cosmopolis okurken buluyorum bi pazar sabahı. böyle durumlarda suçu vakitsizliğe filan atmamak lazım, vakit olsa zaten bunlara uzanmayacak elim, hepsini öyle sistematik okuma fikri de vakitsizlikten bu kadar güzel geliyo zaten :) 
vakitsizlik diyorum ama negatif bi vakitsizlik değil. insanın bir ritüel olarak her gün başlayıp bitirdiği ve enerjisini boşaltacağı bir uğraşa ihtiyacı varmış gerçekten de. uğraşın kendisi manalı olsa da olmasa da. o başlayıp biten, "elimden geleni yapmak için uğraşıyorum," hissiyatını tatmin eden ritüelden sonraki yemek de, eğlence de, kitap da, film de, müzik de, arkadaş da, hatta uyku da daha güzel geliyor. insan böyle garip bi varlık işte, sevdikleri elinden alındıkça kıymete biniyor. 

14 Şubat 2011

fotöroman

-Egeem, bir çatal alabilir miyim?


- Tabi ki hayır. 

-Ne?! Bana bir tiramisuyu çok mu görüyosun görüyosun yani?

(iç ses: bebiş gibiyim.)