03 Mart 2009

allam

odamda yalnızım, hava kararmasına rağmet ışıkları açmamakta ısrarcıyım. 5 sayfa filan budala okudum, uyku bastı. uyuyim bari deyip yattım, annemler dışarı çıkıyorlardı bin tenbih ettim "alın anahtarınızı uyandırmayın beni zili çalarak" diye. -ve zil çalar, bi dk blogk. evet annemler.- ve uyuyamadım tahmin edeceğin üzere. şimdi kitabı elime alıp 5 sayfa okuyunca yine uykum gelecek biliyorum.
pınar feysbuktan mesac atmış. lise pınarı. buluşalım topluca diyor, okeys dedim.
egem'in holgasını verdik bugün :D 3 gündür böyle gönlümce ehehehe kikiki yapamıyordum süprüz bozulacak diye artık hiiihhoaha yapmaya iznim var, ehi :D



ekekekekikiki :D

alacauykusuzluk kuşağı

şu saatte gün itibariyle hala uyanık oluşumun rasyonel sebepleri var elbet, eminim anlatsam sen de ikna olursun blogk. ama hepsinin altında "yarın okul var" gecesi geç yatıyor olmaktan aldığım sapkın haz var, kendimi biliyorum ne yazık ki. "ben senin geçliğini de biliyorum" mesaclı eş dost meclislerinde sıkça bahsini ettiğim bir anımı da sıkıştırayım hemen: daha 5 yaşında bir velet iken uyuyor numarası yapıp gece yarıları oturup babayla alacakaranlık kuşağı izlemelerim sonucu bir süreliğine televizyondan korkmuşum mesela ben blogk. yaaa. ben boşuna böyle olmadım.
lakırdıyı uzatmadan, günüm reşat nuri'nin eski hastalığı ile geçti ve beğendim kitabı blogk. şaşırıyorum evet, ama o kadar memnunum ki bir yandan da bu durumdan. beklentilerimi erken dönem türk edebiyatı konusunda düşük tutmuşum bir şekilde ya da bildiğim iki gıdım şey de yanlış yönlendirmiş beni bu konuda, sebep nedir bilemiyorum şu an, ama sonuç olarak uzun zamandır yapmadığım şeyi yapıyorum; elime aldığım şeyi bırakasım gelmiyor. araba sevdası'nda da aynı şey olmuştu. haftaya da huzur'u okuyacağız ve ilk kez ahmet hamdi okuyacağım, onun için de çok mutluyum.
neyse, şu nerd muhabbetimi keseyim, mp3 player'ıma :şimanınbabasıkalpben: albüm atıyorum bir yandan, hala uyanık olmamın son rasyonel sebebinden olmak üzereyim yani blogk. çavs!

02 Mart 2009

hayat,

cornflakes yerken sütü fazlaca koyanlardanım, süte katlanabildiğim nadir hallerinden biri bu ve mümkün mertebe yararlanmaya çalışıyorum durumdan. demin dipte kalmış sütü içerken, "aa böyle güzel oluyormuş." dedim ve birden buzz gibi bir ağustos gecesi edinburgh sokaklarında yürürken o "güzel" cornflakes'li sütün sokak ortasında kafama boca edildiği gerçeğini hatırladım :D şimdi sırıttığıma bakma blogk, oturup ağlamak istemiştim o an daha çok.

revolutionary road



ilk sinema filmi american beauty için şimdileri "aslında o kadar da iyi bir film değildi." diyen sam mendes, her ne kadar şimdi burun kıvırsa da o filmle birlikte filmi izleyen kitleye "bir sam mendes filmi bundan sonra nasıl olacaktır?" sorusu için verilebilecek net bir yanıt da bıraktı aslında: american dream üzerine oldukça sağlam bombalar indiren ve bunu çok temel bir yerden, sinsice yapan, "aile" yapısının içini boşaltan bir neurotica. revolutionary road american beauty'den farklı olarak bu sefer 50ler sonrası Amerika'sını, yani II. Dünya Savaşı sonrası buhran döneminin aileler üzerindeki etkisini ele alan aynı isimli richard yates romanından uyarlama bir film ve aslına bakarsınız evlilik çözümlemesi yapan her psikolojik dramada bulunan öğelerle dolu. yani bu anlamda özgün bir filmle karşı karşıya değiliz. ancak sırtını çok sağlam bir oyunculuğa yaslıyor, filmin üzerine kurulu olduğu daha önce onlarca kez okuduğunuz, izlediğiniz evlilikle birlikte hayallerinden vazgeçen evli çift halet-i ruhiyesi kate winslet ve leonardı di caprio ile inanılmaz güçlü bir şeye dönüşüyor. kate winslet hep ziyadesiyle sevdiğim ve izlediğim hiçbir filminde beni hayal kırıklığına uğratmamış bir oyuncu olmuştur, yani bir anlamda ondan beklediğim bir şey böylesine güçlü bir karakter portresi, ama ne yalan söyleyeyim, her ne kadar hep kendisine daha az ön yargılı yaklaşan tarafta olsam da leonardo di caprio'dan böylesine olgun bir oyunculuk beklemiyordum. sırf iki ismin oyunculuklarındaki inanılmaz gelişimi görebilmek için bile izlenesi.
insanları bıraktığınız yerde bulmak haz verdiği kadar mutsuz da edebiliyor. belirleyici olan galiba artık sizin nerede olduğunuz ya da ne tarafa doğru ilerlediğiniz. ilerlemek de başlı başına ayrı bi mesele ama, o da kalsın şimdilik.